Merhaba,

Son güncel durumlara gözönüne alarak, Temmuz 2017'deki yazıyı tekrar paylaşayım dedim.


"Sartre Fransa'nın ta Kendisidir"

Fransız düşünür ve kuramcı Sartre, kendisine verilen, Fransa’nın en büyük devlet nişanı olan “Legion d’honneur”u elinin tersiyle iter, Nobel verilir, verdiği cevap müthiştir: “Bu ödülü bana teklif etme fikri kapitalistlerin benden intikam alma isteğinden başka bir şey değil”. Nobel ödülünü de gerisin geriye gönderir…

Fransa’nın Cezayir’i işgal altında tuttuğu yıllardır ve Sartre sokaklarda Fransa’nın bu haksız işgalini kınayan bildiriler dağıtmaktadır. İşgalden vazgeçilmesini ister. Fransa’da işgali savunanlar ayağa kalkar. Paris Belediye Başkanı, Sartre’ın adının verildiği caddeden adını çıkarmaya kalkar. Sartre’a ceza verilmesi tartışılır. O zamanki Devlet Başkanı olan De Gaulle’a baskılar gelir. De Gaulle kendisi hakkında da atıp tutan ve düşünceleri kendiyle taban tabana zıt olan Sartre’ın arkasında durarak şu veciz sözü söyler: “Sartre’a dokundurmam! Çünkü Sartre Fransa’nın ta kendisidir.”

Sartre’a ceza verilemez. Adı caddeden çıkarılamaz. De Gaulle davranışı ile şu dersi vermiştir: “Düşüncesi ne olursa olsun. O bizim insanımızdır. Ayrıca, dünya çapındaki bir değerimizdir.”


* * *

Ve yeni yılınızı şimdiden kutlarım :))


Yeni Yılda Eskimeyen Dostluklar

Yeni senenin ilk demleri, erken saatleri. Hayattan aldığımız tüm dersleri unutma vakti. Yenilenmek lâzım şimdi. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan neler geçmiş olursa olsun, yeniden başlamanın mümkün olduğuna inanmak. Yılan nasıl geride bırakırsa derisini, ağaçlar nasıl dökerse kuruyan yapraklarını, yara nasıl iyileşirse kabuk kabuk, insan ruhunun da tazelenmeye ihtiyacı var.

Belki de bu yüzden her sene yılbaşında, adeta koşarcasına, bir yangından kendimizi kaçırırcasına uğurlayıveriririz "eskiyen seneyi". Bir an önce yeni sene gelsin ki bizler de yenilenelim isteriz. Kırdığımız kalpler, yaptığımız hatalar, ağzımızdan çıkan laflar, bir türlü bırakamadığımız kötü alışkanlıklar.... Hüsranlarımız, arzularımız, arızalarımız.... Hepsi hepsi sıfırlansa. Sanki böyle yeni bir sayfa açmak, yeni bir "ben" edinmek demek. Ve yeni bir "ben" ise yeni bir kader demek. Ama tazelenirken, bizimle beraber adım adım gelmeyi sürdürenler de var. Hayatımızın değişmezleri onlar ve iyi ki varlar: Dostlar. Dostluklar.

Türkçenin en güzel sürprizlerinden biridir "dost" kelimesi. Başka birçok dilde "arkadaş" ile "dost" tek bir kelime ile ifade edilir. Halbuki Türkçe´de belirgin bir fark vardır aralarında. Arkadaş meltem ise dost rüzgârdır. Arkadaş ezgi ise dost şarkıdır. Arkadaş esans ise, dost buram buram rayihadır. Dost başkadır. Dostlar başkadır.

Dostluk bir oyuncak olsaydı, bir müzik kutusu olurdu. Altındaki anahtarı kurduğunda eski, tanıdık bir melodiyle karşılardı bizleri. Ve belki de bir balerin dönerdi içinde. Aynadaki aksine bakan dalgın bir balerin usulca deveran ederdi, öylesine nazenin.

Bir cisim olsaydı dostluk, kaleydoskop olurdu muhtemelen. Göz deliğinden her bakışta farklı bir desen, bambaşka renklerle çıkardı karşımıza. Gün içinde ışığın geliş açısına göre renkten renge, desenden desene bürünürdü. Çeşitliliğiyle büyülerdi.

Bir yemek olsaydı dostluk, tatlı değil, tuzlu değil, acılı değil, ekşi değil, karışım olurdu. İçinde birbirinden bağımsız tatlar yer alır ve bir uyum yakalarlardı beraber. Çünkü dostluk ahenk işidir hep. Bir damla limon, bir damla zencefil, bir kaşık bal, onlarca ayrı baharattan müteşekkil bir karışım.

Bir su kaynağı olsaydı dostluk, göl değil, dere değil; ırmak değil, pınar değil; deli dolu bir nehir olurdu. Çağlaya çağlaya akardı. Öyle tek mevsimde değil yaz kış taşardı. Gürül gürül temposuyla asi ve koyu mavi, köpük köpük sularında nice kelimeler, ne hikâyeler gizli, sadece sularını değil, sularına kapılanları da alıp uzak denizlere taşıyan bir nehir.

Dost hayatın hediyesidir. Aramakla bulunmaz, şans işidir ama kıymetini bilmeden de olmaz. Dostların yaşlanır. Sen yaşlanırsın. Beraber değişirsin. Dostluklarla aynı kalan yoktur. Bu yollarda, kâh hızlı kâh yavaş ama sonunda pişmeyen yoktur. Dost insanı alır ellerine bir hamur parçası gibi yoğurur. Bir bakmışsın değişmişsin. Bir bakmışsın aynı konuşmuyor, aynı düşünmüyor, dünyaya eski gözlerle bakmıyorsun. Şaşırırsın. Ne vakit, nasıl oldu da değiştin böyle anlayamazsın. Dost en fakir ruhu bile zenginleştirir.

Dost aynadır. Senin aynandır. Ruhunun en saklı köşelerini sana yansıtandır.

Elif Şafak