Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.
 

Huawei P30 Pro

Huawei’nin yeni P30 serisi gücünü 7 nm fabrikasyon süreci ile üretilen sekiz çekirdekli Kirin 980’den alıyor. Bu işlemci halihazırda Mate

...
 

CANON EOS R PRO - 70MP ve IBIS



Canon, aynasız değiştirilebilir lensli kamera segmentinde, dev bir atak yapmaya hazırlanıyor. EosR Pro ismi yakıştırması yapılması,...
 

Ricoh GR III






Photokina'da duyurulmasından beş ay sonra Ricoh GR III, bu Mart ayını 899 dolara görücüye çıkıyor. İlk...
 

Fujifilm X-T30




Fujifilm, en yeni ürünü olan X-T30’a ‘Küçük Dev’ “The Little Giant” adını, bir çok haklı neden dolayısıyla
...

Charlie Chaplin'in hayat hikayesi

Daralt
X
Daralt

  • Charlie Chaplin'in hayat hikayesi

    charlie-chaplin-wallpapers _Banners.jpg


    Siyah beyaz bir palyaço suretinde yüzümüzü güldüren, melon şapkalı Şarlo'ya can veren Charlie Chaplin'in hayat hikayesidir.






    Bir zamanlar Amerika'da istenmezken, yıllar sonra Oscar ile ödüllendirilip ayakta alkışlanan adam, Charlie Chaplin. Can verdiği Şarlo karakteriyle hepimizin kalbinde altın varaklı bir tahta sahip olan Charlie, ailesinden yana yüzü gülmeyen sanatçılardan.

    Hayatın gerçekleriyle çok erken yaşta tanışan Charlie, bütün yaşadıklarının üstünden ezerek geçmiş ve kendisine birçok kimlik yaratmıştır. İşte karşınızda, oyuncu, yazar, yönetmen, komedyen, kurgucu, besteci Charlie Chaplin. Charlie Chaplin'in çocukluğu




    16 Nisan 1889'da Londra'da doğduğunda ailesinin ona verdiği isim, Charlie Spencer Chaplin'di. Başkentin alt tabakalarındaki East Lane, Wolwart'da sefalet ve yoksulluğun ortasına doğmuştu ve burada büyüyecekti. Üstelik ciğerlerini oksijenle yaktıktan sonra tek acısı bu olmayacaktı.



    Charlie'yi zor bir hayat bekliyordu. Charlie, annesi Hannah Harriet Pedlingham Hill ve babası Charles Chaplin'in ilk ve tek çocuklarıydı. Anne ve babası müzikhollerde ve tiyatrolarda çalışan profesyonel sanatçılardı. Ancak bu sanatçı çiftin evlilikleri çok uzun süremedi. Ayrıldıklarında Charlie henüz çok küçüktü.

    Bu ayrılıktan sonra Charlie, annesi ve üvey abisi Sydney ile Londra'nın nefesi kokan semtlerinde büyüdü. O bir çocuktu ve o zaman her şeyi ayırt edemiyordu. Onun için hayat öğrenmek ve oyundan ibaretti. Sahne adı Lily Harley olan annesiyle birlikte ilk kez sahnede dans edip şarkı söylediğinde henüz 5 yaşındaydı ve hayatın eğlenceli yanını o gün bulmuştu.



    Lily Harley'in zor zamanları


    Charlie eğlenmeye yeni başlamıştı ki o dönemlerde annesi sesini kaybetti. Aile için artık zor dönemler başlamıştı. Maddi durumları artık fakirliğin de alt seviyelerine kadar düşüyordu. Lily'nin psikolojisi bu duruma daha fazla dayanamadı ve onu bir kliniğe yatırdılar.

    Charlie'nin hayatının zorlukları işte asıl şimdi başlıyordu.


    Charlie, babası ve üvey abisi



    Annesinin kliniğe yatırılmasından sonra Charlie babasının yanına gönderilmişti. Ancak bir sorun vardı. Babası Charles, hiçbir zaman onunla ilgilenmedi. Sürekli alkol tüketiyor, metresiyle yaşıyor ve babalığın sorumluluğundan çok uzakta kalıyordu.

    Bu hal ve gidişat haliyle çok uzun sürmedi ve Charles, 1901'de alkol komasına girerek hayatını kaybetti. Belki babalık yapmıyordu ama varlığı olan bir insandı nihayetinde ama Charles'in ölümü ile Charlie ve Sydney bakımevlerinde ve nihayetinde sokaklarda yaşamaya başladı.


    Charlie ve Sydney'in zorlu hayatı


    Zorlu hayat kaşulları sebebiyle Charlie ve Sydney sadece bir dönem okula gidebildi. Hatta bir süre ayrı bakımevlerinde kaldılar, ki bu süreç Charlie'nin hayatında derin yaralar bırakmış anılarla doludur.

    Okula gidemeyen Charlie ve Sydney de anne ve babasının izinden giderek tiyatro ve müzikhollerde çalışmaya başladılar. Çünkü açlık tüm gerçekliğiyle onların hayatında kol geziyordu.

    Charlie ilk sahne deneyimini yaşadığında 9 yaşında bir çocuktu. “The Eight Lancashire Lads” dans topluluğuyla sahnedeydi. 14 yaşına geldiğinde de “Jim: A Romance of Cockayne” isimli oyunda rol almıştı ancak başarılı olmadı ve gösterimi sadece 2 hafta sürdü. Charlie aynı yıl Sherlock Holmes adlı topluluğa katıldı ve kumpanyayla turnelere çıkmaya başladı.



    Gezici kumpanyalardan sinemaya adım adım


    Charlie birkaç yıl turnelere çıktıktan sonra, abisinin ünlü gezici kumpanya Fred Karno'ya katıldığını duydu. Ani bir kararla onun yanına gitti. Belki farkında değildi ama bir ailenin özlemini çekiyordu ve kan bağı olan tek kişi de Sydney'di.

    Abisinin yanına gitme kararı hayatının dönüm noktası olacaktı. Çünkü bu kumpanya ile Amerika'da yaptığı turneler sırasında Amerikalı ünlü yönetmen Mack Sennett tarafından fark edildi ve 1913'te Keystone Stüdyoları ile anlaşma yaptı.

    1914'te Henry Lehrman yönetmenliğinde ''Making a Living'' adlı tek makaralık filmle sinemaya ilk adımını attı. Mack Sennett sık sık doğaçlama yapan Charlie'nin yeteneğine artık tam anlamıyla ikna olmuştu. Charlie kamera önünde göz dolduruyordu.

    Charlie, Keystone ile çalıştığı bir sene içinde oynadığı 35 filmle şöhret basamaklarını hızla tırmandı.


    Melon şapkalı Şarlo


    Charlie ne kadar çok filmde oynamış olsa da en özeli "Kid Auto Races at Venice"olmuştur. Çünkü Charlie 11 dakikalık bu kısa filmde melon şapkasını takmış, bastonunu eline almış, dar ceketi, bol pantolonu ve büyük ayakkabılarıyla gerçekleştirdiği penguen yürüyüşüyle ilk kez Şarlo (Chorlat) olarak görünmüştü. Bundan sonra da artık bu karakterle anılmaya başladı.

    2 sene sonra Mutual Film Corporation şirketi ile bir seri komedi için anlaştı ve bir buçuk sene içinde 12 film çekti.



    Charlie Chaplin yapım şirketi kurdu





    Charlie 1918'de kendi film şirketini kurdu ve birçok başarılı yapıma imza attı. Sessiz filmler çekme konusunda hep ısrarcı oldu. Çünkü hep savunduğu gibi, konuşsaydı onu yalnızca İngilizce bilenler anlayacaktı. Oysa dünya Amerika'dan ibaret değildi.

    Filmlerde politik görüşünü belli etmekten geri durmadı ve Amerika'nın tepkisiyle karşılaştı. Artık Amerika'nın istemediği adam ilan edilmişti. Evlilikleri ve vergi borçlarıyla karalanmaya çalışılan Charlie, tüm bunlara katlanmak istemedi ve 1952'de ülkesini terk edip İsviçre'ye yerleşti.





    Oscar goes to ''Charlie Chaplin''





    Charlie Amerika'dan kovulur gibi ayrılmıştı. Hiçbir şey onu durdurmadı, durduramazdı da. Charlie nereden geldiğini, ne şartlarda yaşadığını çok iyi biliyordu. Film çekmeye ve siyasi görüşünü filmlerinde göstermeye devam etti.

    Kovulur gibi ayrıldığı Amerika'ya 1972'de Oscar almak için geri döndü. Amerika bir zamanlar yok saydığı adamı şimdi ayakta alkışlıyordu.






    Charlie Chaplin'in evlilikleri


    Charlie'nin kadınlara olan düşkünlüğü ile biliniyordu. Hatta hakkındaki "2 bin kadınla yattı"söylentileri ve daha fazlası, onu yaşadığı ülkeyi değştirmek zorunda bırakmıştı.

    Charlie yaşadığı süre boyunca 4 kez evlendi. İlk evliliğini 1918'de Mildred Harris ile yaptı ve Mildred ile sadece 2 yıl evli kaldı. Çünkü çocukları sadece 3 ay yaşadı ve bu olaydan sonra çift daha fazla bir arada kalamadı.

    İkinci evliliğini 1924'te Lita Grey ile yaptığında, Lita 15 yaşındaydı. Bu evliliği de sadece 3 yıl sürdü. Bu evlilik sonrasında Chaplin'in 2 çocuğu daha olmuştu.

    Üçüncü evliliğini ise, Amerikalı oyuncu Paulette Goddard ile yaptı ve hiç çocukları olmadı. Chaplin'in son evliliği


    Charlie, dördüncü ve son evliliğini 17 yaşındaki Oona Neill ile yaptı. Oona, Charlie'ye 8 çocuk verdi. Bu evliliği sırasında yaşadığı babalık davası, onu oldukça yormuştu.

    Charlie, özel hayatıyla ilgili her zaman eleştirildi ve bu konuda sevilmedi. Elbette bu sevilesi bir konu değildi. Ancak insanın davranışları, muhakkak ki hayatta yaşadıklarının ve eksikliklerinin yansımasıydı. Ayrıca bunca eleştirinin aslında Charlie'nin mükemmel bir baba olduğu gerçeği de gün yüzündeydi.










    Charlie'nin kızı Gerladin'e tavsiyeleri





    Geraldine, Charlie'in ilk çocuğuydu ve babası gibi oyuncu olmayı seçmişti. Hatta Charlie'nin Sahne Işıkları filminde oynadı.

    Her zaman iyi bir baba olarak tanınan Charlie, 21 yaşında yeni ünlenmeye başlayan kızına 1965'te bir mektup yazdı. Mektubunda bir babanın salt sevgisi ve kızına tavsiyeleri vardı.



    Charlie'nin 70. yaş gününde kendine yazdığı şiir


    Charlie her zaman yazmanın değerini bilen bir adamdı ve 70. yaş gününde kendine hediye ettiği şiirin bir kısmı şöyleydi:

    "Kendimi gerçekten sevmeye başladığımda anladım ki;
    Duygusal acılar ve keder bir uyarıydı bana,
    Kendi gerçeğime karşı yaşadığımı anımsatan.
    Biliyorum, bugün buna
    'Özgün olmak' diyorlar..."

    Charlie, yaşadığı hayatı belki de bu şiirle özetlemişti. O kesinlikle farkındalığı yüksek bir insandı. Neyin az, neyin fazla olduğunu kafasında çözümlemiş ve yeri geldikçe ceplerinden çıkarıp insanlarla paylaşıyordu.

    Mesela, Charlie'ye göre Einstein anlaşılmadığı için, kendisi ise anlaşıldığı için alkışlanmıştı. Basit gibi duran bu düşünce Charlie'nin o güzel beyninden kopup gelmiş ve belli ki üzerine fazlaca düşünülmüştür.



    Charlie Chaplin ve filmleri


    Charlie gözünü açtığı sefil hayat karşısında güçlü durdu ve sesini soluğunu kesip filmlerini çekti. Özellikle Şarlo olarak gönlümüzde yer eden Charlie'nin filmleri şöyleydi:




    Making A Living (Yaşıyor Gibi Yapmak) (1914)
    Kid Auto Races at Venice (Venedik’te Çocuk Otomobil Yarışları) (1914)
    The Immigrant (Göçmen) (1917)
    The Kid (Yumurcak) (1921)
    The Gold Rush (Altına Hücum) (1925)
    City Lights (Şehir Işıkları) (1931)
    Modern Times (Modern Zamanlar) (1936)
    The Great Dictator (Büyük Diktatör) (1940)
    Monsieur Verdoux (Mösyö Verdoux) (1947)
    A King in New York (New York’ta Bir Kral) (1967)
    A Countess From Hong Kong (Hong Kong’lu Hostes) (1967)



    Ve Şarlo öldü





    Charlie İsviçre'ye yerleştikten 5 sene sonra 25 Aralık 1977'de uykusundayken hayata veda etti. Çocukluğunu, anne - baba sözcüğünün karşılığını kalbinden alan hayat, ondan belki de başarılı yetişkinlik ve huzurlu bir son ile özür dilemişti.





    Teşekkürlerimizle

    Damla Karakuş

    damla.karakus@ensonhaber.com






      Yorum yapabilmek için üye olmanız, üyeyseniz giriş yapmanız gerekir.

    Latest Articles

    Daralt

    • Charlie Chaplin'in hayat hikayesi
      HakanGunes



      Siyah beyaz bir palyaço suretinde yüzümüzü güldüren, melon şapkalı Şarlo'ya can veren Charlie Chaplin'in hayat hikayesidir.






      Bir zamanlar Amerika'da istenmezken, yıllar sonra Oscar ile ödüllendirilip ayakta alkışlanan adam, Charlie Chaplin. Can verdiği Şarlo karakteriyle hepimizin kalbinde altın varaklı bir tahta sahip olan Charlie, ailesinden yana yüzü gülmeyen sanatçılardan.

      Hayatın gerçekleriyle çok erken yaşta tanışan Charlie, bütün yaşadıklarının üstünden ezerek geçmiş ve kendisine birçok kimlik yaratmıştır. İşte karşınızda, oyuncu, yazar, yönetmen, komedyen, kurgucu, besteci Charlie Chaplin. Charlie Chaplin'in çocukluğu




      16 Nisan 1889'da Londra'da doğduğunda ailesinin ona verdiği isim, Charlie Spencer Chaplin'di. Başkentin alt tabakalarındaki East Lane, Wolwart'da sefalet ve yoksulluğun ortasına doğmuştu ve burada büyüyecekti. Üstelik ciğerlerini oksijenle...
      28-02-2019, 09:19 AM
    • Gerçek olaylardan esinlenilmiş 35 Film
      HakanGunes
      Not: Film sıralaması IMDb sitesine göre yapılmıştır. Film özetleri beyazperde'den alınmıştır.1. Soul Surfer (2011) | IMDb: 7,1

      Genç sörfçü Bethany Hamilton, bir köpek balığı saldırısı sonucu kolunu kaybetmiştir. Ancak sörften vazgeçmeyip korkularının üstesinden gelerek tekrar denize açılır. Başrollerde Dennis Quaid, Helen Hunt ve Anna Sophia Robb'ı izlediğimiz film, gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır...

      Soul Surfer (2011)2. The Aviator (2004) | IMDb: 7,5

      Film, hiçbir şey olanı milyarlara dönüştüren Howard Huges üzerine bir biyografik çalışmadır. Kendisi havacılık ve sinema alanında parlasa da aşk hayatı da yeterince göz kamaştırıcıdır. İkinci Dünya Savaşında bile uçaklarını savaş uçaklarına uyarlayarak kariyerini yukarılara çıkartmıştır. Ancak her şey Hughes için doğru değildir çünkü onun kendi üzerinde yarattığı baskı birçok erkeğin asla tahammül edemeyeceği türdendir. Gökler Hakimi’nde dikkati çeken isimler Leonardo DiCaprio ve Cate Blanchett olarak seyircisi ile buluşuyor....
      08-02-2019, 09:39 AM
    • Film Sahnelerinin Matematiği
      HakanGunes



      İkonik filmlerin her sahtelerinde bir matematik var. Görüntüye giren özne ve nesnelerin, kamera tarafından tespiti, keyfe-keder yapılmış değil... İzleyenin en etkileyici şekilde algılayabilmesi, her sahnenin anlaşılabilirliğiyle, verdiği mesajı doğru, yerinde ve ayrılan sürede ulaştırabilmesiyle mümkün... Aslında, görüntü yönetmenlerinin işi çok fazla ve gerçekten iyi bir görüntü yönetmeni gerçekten büyük fark yaratabiliyor...

      Size onlarca örnek ekleyeceğim. Özne ve nesnelerin yerleştirilişi, leke dengesi, en önemlisi yerindelik ve algıyı yönetme ne kadar önemli...























































      ...
      04-01-2019, 02:38 PM
    • Selçuk Taylaner
      HakanGunes
      ...
      27-09-2018, 09:23 PM
    • Kodachrome
      HakanGunes


      A.G. Sulzberger’in The New York Times için yazdığı bir makaleden yola çıkan "Kodachrome"un konusu şöyle: Matt Ryder (Jason Sudeikis), uzun yıllardır ayrı kaldığı ve ölmekte olan babası Benjamin (Ed Harris) ile birlikte ülkeyi boydan boya arabayla geçmek zorunda kalır. Dünyanın en ünlü fotoğrafçılarından biri olan Benjamin, ‘Kodachrome’ film basabilen son laboratuvar kapanmadan önce, elindeki dört eski film rulosunu laboratuvara götürmek istemektedir. Benjamin’in hemşiresi Zoey (Elizabeth Olsen) ile birlikte üçlü, geçmişlerini arkada bırakarak, analogtan dijitale geçen dünyada bir seyahate çıkarlar.






      ...
      21-09-2018, 09:39 PM
    • “Ahlat Ağacı”: Türkiye senfonisi | Feridun Andaç
      HakanGunes



      Sinemada, edebiyatta bir yeri bir duyguyu anlatmak önemlidir. Hele o yeri, duyguyu iyi biliyor, hissediyor ve yaşıyorsanız bunu iyi anlatmak sizin vazgeçilmezinizdir.


      Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmi “Ahlat Ağacı” dokunaklı bir film. Hem bu nedenlerle, hem de orada adeta bir Türkiye senfonisi yarattığından…

      Filmi izlerken aldığım notlara dönüyorum. Görselliğin sizi içine çeken büyülü görünümünün yanı sıra ilkten gözüme ilişen kavramlardı. Filmin her bir karesinde öykü adım adım ilerlerken karşımıza çıkan hayata/insana/zamana dair kavramlar…

      Yani Ceylan, filminde bir parantez açarak, bildiği/tanıdığı bir yerden yola çıkıp adım adım bir gencin/ailenin öyküsünden Türkiye senfonisi yaratıyordu. Görüntüyle, sesle, renkle, sözle, ışıkla, eylemle tını tını işliyordu öyküsünü.

      Buruk, içli, eğlenceli, ironik, öfkeli, sevgi dolu, aşkınca bir bakışla insanı...
      27-06-2018, 11:08 AM
    Lütfen bekleyin...
    X